Nil'de Ölüm
Kitabin başlangıcındaki karakter ve mekan kalabalığı önce insanin gözünü korkutuyor. Majorka'dan , New York'tan ve Ingiltere'nin çeşitli yerlerinden pek çok karakter bize tanıtılıyor. Hepsinin ünlü zengin ve güzel Linet'le öyle ya da böyle bir bağları var. Ve hemen hepsi Mısır seyahati planlıyor.
İkinci kisim Mısır’da başlıyor . Aradan birkaç ay geçmiş olduğunu öğreniyoruz, bu surede ana karakterimiz Linet yakın arkadaşı Jacqueline'nin nişanlısını baştan çıkarıp onunla evlenmekle kalmamış, onların balayı planı olan Mısır’a yeni eşi ile balayına gelmiş .
Fakat Mısır'da onları daha önce gittikleri her yerde bekleyen tatsız sürpriz Jacqueline ile tekrar karşılaşıyorlar. Yeni evli çift çıkacakları Nil turu öncesi Jacqueline'i atlatmaya çalışsalar da başarılı olamıyor ve Nil üzerinde bir teknede beraber bir hafta geçirmek zorunda kalıyorlar.
Linet Nil Turu üzerinde oldukları bir sabah odasında ölü bulunuyor. Ve hemen ayni turda bulunan canımız dedektifimiz Hercule Poirot cinayet soruşturmasına başlıyor.
Sondaki heyecanı kaybetmemek için bazı detayları atlayarak devam edersem, ileriki sayfalarda bu cinayeti işleyip üstünü örtebilmek icin en az 3 kişinin gerektiğini fark ediyoruz. Teknedeki kişi sayısının kısıtlı oluşu, dışarıdan kimsenin müdahil olmasının mümkün olmaması ve teknedeki kişilerin çıkar çatışmaları sebebi ile üç kişilik bir organizasyon kurmalarının zorluğu hikayenin çözümsüz olduğu hissini veriyor. Teknede işlenen farklı bir kaç suç konuyu iyice çözümsüz hale getiriyor.
Tabii ki sonunda süper dedektifimiz Hercule Poirot katilleri ve planların ifşa ediyor. Fakat sonunda Christie'nin birkaç romanında daha rastladigimiz kanundansa adalet daha iyidir anlayışı ile katillerimiz Poirot'un da öngördüğü şekilde polise teslim edilmeden farklı bir sona yöneliyor.
Hem işlenen suçun kompleks ve katmanlı olması, hem de Hercule Poirot'un çözüme giden adımları ile Agatha Christie'nin hem çok bilinen hem de en sevilen romanlarından biri olmayı sonuna kadar hak ediyor.

Comments
Post a Comment